ArşivEdebiyat Yazıları

Düş(ün)mek..

Aklımıza gelen onca şeyin arasından seçtiklerimiz var elbet. Sabah uyandığımızda bizi takip eden o istekler (hani sonu gelmeyen liste) elbette peşimizi bırakmayacak.

Benim peşimi bırakmayacak onlarca şey olabilir: tutkularım,hırslarım…

Peki o listeye sadece seni yazmam ve her sabah istediğim şeyi bir sonraki sabah yine istemem neden?

Saatli bombanın sesini duydum, kalbim bu patlamaya hazır ve nazır korkarım.

yüz parça

parçalara bölünmüş bir şey
ellerinin arasına aldığın,
yüz parçaya ayırdım
birini bulamasam
birleşimi hiç
doksan dokuzunu aldın
biri bende kaldı
bana kalan sensizliğim benden
bana bıraktığın da o
ne onsuz elinde olanlar
ne o yani elimde kalanlar
yüz parçadan biri kaldı bende
nasıl yüzüm olsun ki gel demeye…

su

Yokluğunda

Bir ayrılık sesiydi, duydum. Arkanı dönüp gittiğini görmedim; ama sessizliğinin ve yokluğunu tattım o anda. Aynı bulut değil artık üstümüzdeki, altımızdaki toprak değil bu çamurlarında en güzel elbiselerin kirlendiği. Ay ve güneşin yaptığı anlaşma sonuna geldi ve sen gittin. Gidişler bana dair kelime oyunları gibiyken bu oyunun keyifsiz ve acı olduğunu; hatta bir oyun bile olmadığını anladım.

Yokluğuna alışmıştım; varlığına daha çok. Yokluğunda acı çekmenin renginin olduğunu anlayıp kapağını senden başka kimsenin görmediği o masmavi defteri açtım; içine söz veren mektuplar atmıştım; alıcı bendim, yazdıklarımı okuyup yokluğunda bir kez daha var olman için bu ayinle uyandım.

Ummak… Var saymak… Buydum hep, böyle denendim. Sayfalara böyle döküldü mürekkebim ve anlaşılmayan bir dilde çok kez varlığın bana elveda dedi. Üst üste bindirdim tüm kelimeleri; ama sana açık mektuplar yazmaktan vazgeçtim. Özlemek ve sevmek kelimelerinin yavaş anlamlarını geçip gidenlerde eskittim. Güç buldum senle Unique…

Yenildim, sözcüklerle oynadığımdan, şarkılarla dokunduğumdan tüm tenlere yenilgileri de çoktan kabul ettim. Ben yerinde oturup, aklına hükmeden kalbi dinleyen adam oldum; yerimde saydım çitten atlayan sevgilileri. Bir, iki, üç… O kadar uzun saydım ki bir tanesinin sayısını söyleyene kadar iki tanesi atlıyordu hayat çitimde; ben yokluğunda ufacık zamanlarda kocaman yaralar açtım kalbimde..

Şimdi bana bir başka yokluğun öyküsü yazdıracaksan, bir hayat çitim olmadan yazacağım onu.. Kalbimin arsızlarına açtım içimi, biri seni götürürse; izin verme, ben hiç izin vermedim senin gitmene…

yokluğunda

Bir ayrılık sesiydi, duydum. Arkanı dönüp gittiğini görmedim; ama sessizliğinin ve yokluğunu tattım o anda. Aynı bulut değil artık üstümüzdeki, altımızdaki toprak değil bu çamurlarında en güzel elbiselerin kirlendiği. Ay ve güneşin yaptığı anlaşma sonuna geldi ve sen gittin. Gidişler bana dair kelime oyunları gibiyken bu oyunun keyifsiz ve acı olduğunu; hatta bir oyun bile olmadığını anladım.

Yokluğuna alışmıştım; varlığına daha çok. Yokluğunda acı çekmenin renginin olduğunu anlayıp kapağını senden başka kimsenin görmediği o masmavi defteri açtım; içine söz veren mektuplar atmıştım; alıcı bendim, yazdıklarımı okuyup yokluğunda bir kez daha var olman için bu ayinle uyandım.

Ummak… Var saymak… Buydum hep, böyle denendim. Sayfalara böyle döküldü mürekkebim ve anlaşılmayan bir dilde çok kez varlığın bana elveda dedi. Üst üste bindirdim tüm kelimeleri; ama sana açık mektuplar yazmaktan vazgeçtim. Özlemek ve sevmek kelimelerinin yavaş anlamlarını geçip gidenlerde eskittim. Güç buldum senle Unique…

Yenildim, sözcüklerle oynadığımdan, şarkılarla dokunduğumdan tüm tenlere yenilgileri de çoktan kabul ettim. Ben yerinde oturup, aklına hükmeden kalbi dinleyen adam oldum; yerimde saydım çitten atlayan sevgilileri. Bir, iki, üç… O kadar uzun saydım ki bir tanesinin sayısını söyleyene kadar iki tanesi atlıyordu hayat çitimde; ben yokluğunda ufacık zamanlarda kocaman yaralar açtım kalbimde..

Şimdi bana bir başka yokluğun öyküsü yazdıracaksan, bir hayat çitim olmadan yazacağım onu.. Kalbimin arsızlarına açtım içimi, biri seni götürürse; izin verme, ben hiç izin vermedim senin gitmene…

s.u.

tabu

sen duvarlar ördükçe
ben ağlar ördüm de kaçtım oralardan
derin yaralar açtım içimde
kiremitleri kan rengi bir evde
katlar çıktım sen bulutuna doğru
ben inşaatı bitirdiğimde
ne bir kapı vardı ne bir sır
ne bir tabu vardı ne bir sınır
ben odana girdiğimde
panjurlar dokunmayı bilmeyenlere kapandı….

Omuzlarında Buldular Beni

seni gördüm. omuzlarını ilk kez görmüyordum belki, o dans ettiğimiz gün omuzların açıktaydı ve yüzün bir çocuğa aitken onlar ileride çok kalbin zelzelesine neden olacak güzellikteydiler. yüzüne gözlerini saklamıştın; gözlerin bana verdiğin ilk benden almadığın tek şeydi hep.

bir ayrılığı hatırlıyorum adını duyunca; zorunlu ve içine kelimeleri sıkıştırdığımız, bir sarılmaya bile muhtaç ayrılığımızı. adının baş harfini taşıyan o çocukluk küpesi hala çekmecende duruyor mu bilmiyorum; ama o küpeyi kulağında hiç göremediğimi biliyorum. bilekliğini hatırlıyorum; hani şu üstünde garip figürler olan çünkü o gün sadece bir dansa sığdırılmış el ele tutuşmamızı ve sadece bir kere söylenmiş (yüz yüzeyken) seni seviyorum’umu düşünmüştüm. gözlerinin içine bakamamıştım; belki de tanrıya inanacak kadar olgun ya da bir kadının olacak kadar güçlü hissetmiyordum. çok çocuktum diyorum ya inanma. çok çocuğum hala, yüzünü görünce nasıl gülümsediğimi gördün ve hissettin değil mi sana karşı acizliğimi, güçsüzlüğümü, bebekliğimi belki? sözleriyle adam olmaya çalışan o masum çocuk karşında gözleriyle ele verirken kendini yani ben olurken ben uzun süre sonra bir tek sen gördün beni ve sen bana beni geri verdin.

acı nerede, aşk acısı diye soranlar vardı hep ve ben acının sensiz geçen her ana sindirdiğim o duygu olduğunu anladım, gözlerine bakıp bir deli gibi gülmem ondandı şiirdeki tüm yaralarımı iyileştirmek için yalayacak o deliler gözlerimde saklı ve deliler bile seni nasıl sevdiğimin farkında olmamalı, kıskanıp almak isteyecekler senden beni.

su

gam

yokluğunda içimde kuruntular buldum
zamanlı zamansız kırgınlıklar
senli benli suskunluklar
gam telimi buldum bir yerde
sihirli penayı hep ona vurdum
gam, gam , gam…
varlığın da yokluğunda şehir kadar parlak
bıçağın iki yüzü gibi aslında
biri kanlı ve parlak
diğeri güneş gibi gözlere şenlik
gam, gam , ga
bırakıp gamı
dolaşsak ya memleket memleket
ve sevişsek ya yatak yatak
et et gezmektense
senin bilmediklerine anlamlar kattım
bildiklerim senle daha bir benim
bırakıp hüznü
tutuşsak ya sokak sokak
ve yaksak ya şehri
içimden sıcak
içinden sıcak değil bu gece…

isimsiz

http://haberalbum.ozgurhaber.net/albums/userpics/icki_alkol_sarhos2kjk.jpg

sana şişe diplerinde rastlamak?
eller dökülürken yaprak misali ellerimden
kaderi düşmek olmayan bir tek sendin
sana gecenin karanlığa doyduğu yerde mi rastlamalı?
söylesene ne bıraktın? neler attın içine
sana kalpteki parmak izlerinde mi rastlamalı
surlarından hangi ordular geçmedi?
bizim için hangi çocuk ağlamadı ve tineri çekmedi içine bir piç yokluğunda?
söyle ne yarattın ve hangi dizelerde ağlattın beni?
ne aldın ne veridin?kimi koydun yerime?
üşümem senden , ürperişim de öyle
sıcağım battaniyem adından dokunas bile
gene kimleri sevdinkimi koydun yerime?

Liman

Sisli liman

Gemileri döndürmek için çok geçmiş…
Bir liman mı burası?
O büyük okyanus mu yoksa?
Kayıp gemiler kayıp balıklar umut arar ufukta
Kara göründü
Sensizliğime vurmak yarın
Kaptan diyorum
İskele Alabanda
Dalgalarla bir olup
Kıyılara vurmak var ya
Ordayım diyorum
Gidelim en ölümcül kayalardan
en aydınlık kıyılara
Bir kayada belki,
ya da karşıyaka’ya vuran poyrazda
Ben umut diye her gece biraz sen saklıyorum

Sevgiliye uzun süreden sonra tekrar kavuşmak üstüne

tende eksik kalan şeyin andır. sanki buğdaylığa inat inat onun o bembeyazlığı bir parçanızdır ve sevgili içinize düşen tek zararsız bombadır. her yerinizle her şeyinizle hissedersiniz onu. kırmızı dudakları nefesinizi hızlandırırken, vücudunun güzelliğine bakıp bir tanrıçadan bunca zaman uzak kalmanın pişmanlığını yaşarsınız, aslında bildiğiniz hiçbir şey yoktur; ama bilir gibi yaparsınız o an. tek istediğiniz dudaklarını kanatacak gibi öpmek, onu sevindirmek mutlu etmek ve o sırada sonsuz mutluluğu güveni tatmaktır. çünkü uzak mesafelerden yürütülen ilişkilerin yükünü hep güven taşır ve o kadar çok yorulur ki eli elinize değmeden anlayamazsınız onun hala canlı olup olmadığını.

sevgiliye kavuşmak hele ki uzun bir aranın ardındansa geleceği vapura kadar yüzmek gibi istekler doğurur bazen insanda ve engellenemez. teninize ilk dokunduğu anın hali yanaklarınızı kızartır, saçlarınız sanki okşanmayı bekleyen yumuşak bir alandır haz hasreti çeken. giydiklerin üstünde hep kötü durur çünkü ne kadar iyi olursan ol uzaktaki sevgiliyle kavuşmak ilahına kavuşmak gibidir ve sen küçümseyip ilah yerine koymazsan küçük dış görünüş manevralarıyla bir şeyler yapmaya çalışıp o güzelim gülümsemenin tadını unutabilirsin.sevgiliye uzun bir aradan sonra tekrar kavuşmak bir ayindir; ancak sonunda kimse kurban edilmez veya yenik düşmez, yalnızlık mı? sahi o ne zaman yenildi ki?

« Önceki girişler