Posts Tagged ‘cumhuriyet’

Tarih Hangimizi Affedecek?

Bir soru daha sormak içimden gelmiyor bazen. Nasıl bir insanım? Bir gazeteci olabilir miyim? Bir yazar olabilir miyim? Bir aydın olabilir miyim? Değerli bir insan olabilir miyim? Böyle sorular vardı kafamda eskiden. Şimdiyse çok değerli olarak adlandırılan insanların gereğinden fazla değersiz oluşları beni güldürüyor. Anlaşılması güç bir döneklik yapmaktan kaçınanlardanım. Döneklik yapmaktan kaçınmak diyorum çünkü dönmek desem siz nasılsa bunu dönekliğe çevireceksiniz; ancak ortada bir gerçek var, ister savcı Fethullahçı olsun, ister sanıkların %2’si suçlu olsun düşünürken bile korkudan beni öldüren bir haberim var içime:

Aramızdan biri bile yeterince masum değil artık!

Necip Hablemitoğlu’nun Eşi Hanımefendi’nin ADD’den (Atatürkçülüğü düşürme derneği miydi?) ayrılması örneğin. Neden sorusunu sormuyoruz çünkü her şey ortada:

Şener Eruygur Ergenekon’un Er’i imiş ya da öyle olduğu söylenegelmiş. Bu satırlar savcının dava önergesi tamamen kabul edilip tüm şimdilik Sözde Ergenekoncu Arkadaşların sanık haline gelmesi üzerine yazılıyor.

Bu haftaki Uykusuz kapağı bazı şeylere iyice açıklık getiriyor ve Ergenekon’un yorumlanışını ve davanın seyrini o kadar güzel eleştiriyor ki.. Resme tıklayarak ilgili kapağı görebilirsiniz. Kısacası Ergenekon her kesimin kendini temizleme, bugüne dek kirletilmemiş ya da kiri ortaya dökülmemiş sözde kemalist ya da faşistlerin ise kirli çamaşırlarını ortaya çıkaran bir operasyon oldu. Şimdi yargı süreci başlıyor.

Bir yandan iktidar partisi kapatılıyor, bir yandan ülkenin temel ideolojik taşlarını (Volume 2 by İsmet İnönü) bir güzel sorgudan geçiriyor yine devletin kendisi. Devleti korumak adına bu işi yaptıklarını söyleyen AKP ve Ulusalcı Cephe Laik ve Üniter devlet yapısına aykırılıktan yok edilmeye çalışılıyor.

Kirli gazeteciler kirli gazeteciliklerini yapıyor, MHP’cilik bile oynayan İlhan Selçuk’a ve fanatik emekli memur gazetesi Cumhuriyet’e inanç tükeniyor. Çalık Grubu’nca basılan Taraf bile inandırıcı olabilmeyi başarıyor ve Alper Görmüş’ün ortaya çıkardıklarının gerçekliği günden güne ortaya çıkıyor.

İslamcılar ve liberallerin, solcular ve faşistlerin kol kola gezmesi derken kastedilen buysa eğer, bu işte cidden bir kasıt var.

Bunu Da Basın

Açık bir mektup belki bu, belki de bir şikayet ondan bundan değil ama siz okurlardan ve yine biz yazanlardan, söyleyenlerden, “Bak şöyle olmuş.” diyenlerden. Hadi arkadaşlar, şimdi tekrar edercesine gelin etrafıma, kalın çerçeveli amerikan malı gözlüklerinizi, aşırı milliyetçi bıyıklarınızı, patronlarınızın size doğruları yazmamanız karşılığı aldığı dört çarpı dört araziye uygun ciplerinizi kapın da gelin. Bugün hesaplaşma vaktidir.


Bilindiği üzere geride bıraktığımız son bir yılda çok muhterem gazetecilerimiz çok harika haberlere imza attılar. Bilinen örnekleri kronolojik olarak vermektense zamanda geriye doğru bir yolculuk yapmayı kendi adıma uygun gördüm. Benim kim oldugumu merak edecek olursanız “Bir medya adamı olma yolunda ilerleyen sıradan bir öğrenci bir medya okuryazarı bir vatandaş, bir dünyalı, Adem oğlu vs.” derim. Unvan sıfatlarını çoğaltmak yerine söze başlamalı. Türk Telekom çalışanlarının grevinin Türk Telekomca, özel şirketler aracılığıyla kırıldığını yazmayan çok sevimli “aydın”lık ve güneşi Amerika’dan “doğan” gazetecilere bu eleştiri. Belki de Türk Haber- İş sendikasının duyurularını yansıtan muhalif dergiler vs. olmasa Türkiye hala, internet kullanıcısından telefon kullanıcısına, telekomünikasyon emekçilerine küfür ediyor olacaktı. Öyle olmadı. Birkaç muhalif dergi ve gazete, iletişim etiklerine ve halkın doğruyu bilme hakkına, yaratılan para endeksli sistemde saygı gösterdi. Grevin komünistçe bir davranış olduğunu düşünen yurdum insanı için pek bir şey ifade etmiş midir bilinmez ancak bu bir adımdır.


Basın adına adımlar atmak sanırım Türkiye’deki otuz kadar iletişim fakültesinin yola çıkış parolası olmalı. Basının olduğu yerde renkli ve sansasyonel haber arasında sıkışmış olduğu ve tüm yazarların, tüm haberlerin birbirine benzediği, tüm gazetelerin birbirinden farkı olmadığı şu günlerde bir adım atmak gerekiyor. Bu adım çok muhafazakar Zaman, çok kemalist Cumhuriyet, çok solcu Evrensel, çok liberal Radikalce atıldı aslında. Bu gazeteler arka sayfa güzelleri, pop idolü köşe yazarları yerine gerçekten taşıdıkları fikirleri yansıttılar gazetelerinin tüm sayfalarına. Fethullah Gülen gazetesine korkmadan ilan verebiliyor; Radikal’de Oran Kürtler için savaşabiliyor, Evrensel sol için yazmaya devam ediyor, Cumhuriyet demokratik mücadelesine harika bir reklam kampanyasını da arkasına alarak devam ediyor. Bu gazetelerin söyleyecek bir şeyleri var. Peki diğerlerinin nesi var?


Sahi beyler sizin neyiniz var? Hürriyet’in ve Milliyet’in editörlerinin aynı masada gazeteleri hazırlayıp sadece renk tonları ve fotoğrafları değiştirmediklerini kim iddia edebilir? Köşe yazarları dışında ne farklıdır ki bu iki gazetede?


Peki neden onca gazetesi var kızı TÜSİAD başkanı olan medya patronunun? Gazetenin objektifliğini kaybettiği yerde duruyoruz çünkü. Reklam verenin desteğiyle ayakta duran gazetenin. Çünkü Aydın Bey’in işine gelmiyor “Ormanları harap etmeyin, şu malum arazi yasasına dur deyin.” demek. Kim bilir ne büyük araziler bekliyor hanedanını ve arkadaşlarını? O gazetenin kağıdı nereden geliyor? Ormandan. “Ormanı kesmeyin.” derse arası bozulmaz mı Aydın’ım Doğan’ımın kimi insanlarla?


1700’lerin başına doğru ortaya çıkan gazete kavramının geldiği son noktada bir internet medya organında yazılıyor bu yazı. Her şeye ve herkese hakkını verip hak etmediğini göstererek. Çok sevgili Posta ve benzeri gazetemsi editörleri, rica ediyorum “Bunu da basın!”